8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ NEDENİYLE BASIN...

08 Mart 2021

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ NEDENİYLE BASIN AÇIKLAMASI YAPILDIKTAN SONRA FİDAN DİKİMİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında baromuz Kadın Hakları Komisyonu tarafından Av.Tahir Elçi Konferans Salonunda basın açıklaması yapıldıktan sonra baromuz üyesi kadın meslektaşlarımız, Van Adliyesi kadın hakim ve savcıları ile kadın adliye çalışanları adına Yeni Doğan Ormanına fidan dikimi gerçekleştirilmiştir. 

Baromuz Kadın Hakları Komisyonu açıklaması;
 

BASINA VE KAMUOYUNA

164 yıl önce 8 Mart 1857’de ağır ve eşit olmayan çalışma koşullarını protesto etmek için direnişe geçen dokuma işçisi 129 kadının çıkan çatışma ve yangında yaşamını yitirmesiyle başlayan sürecin ardından 1977 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 8 Martı "Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü" olarak ilan etmiştir. Böylece,  8 Mart, tüm dünyada emekçi kadınların; kendilerini ailede, toplumda, siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda eşit birey olarak görmeyen çağdışı zihniyetlere omuz omuza mücadele içinde karşı çıktığı, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için gereken kültürel, eğitimsel ve yasal çalışmaların yapılması taleplerini dile getirdiği mücadele ve dayanışma günü olmuştur.

Maalesef dünyada eşitsizlik, yoksulluk, salgın, şiddet ve savaşlar giderek artmaktadır. Bizler savaşı, yoksulluğu, eşitsizliği, şiddeti arttıran sistemi sorgulamadan ve değiştirmeden kadının insan haklarının ihlalinin ortadan kaldırılamayacağının bilinciyle, insanları yoksulluğa iten, eşitsizliğe, şiddete ve savaşa yol açan bu sömürü düzenin değişmesi gerektiğinin bilincindeyiz.

Türkiye’de nüfusun yarısını oluşturan kadınlar ne yazık ki aynı oranda eğitim, istihdam olanaklarına sahip olmamakta; yönetim mekanizmalarında, siyasal yaşamda ve karar alma organlarında temsil edilmemektedirler.

Çalışan kadınların büyük bir çoğunluğu ise ya sosyal güvencesi olmaksızın çalışmakta ya da iş yaşamında düşük ücretlerle geri plandaki işlerde çalıştırılmaktadır. Uygulanmakta olan istihdam ve cinsiyet eşitliği politikaları, kadın istihdamını teşvik etmekten ve istihdamda olan kadınlara eşitlik sağlamaktan uzaktır. Hatta bazı yasal düzenleme ve uygulamalar istihdam edilen kadınları çalışmaktan caydırıcı niteliktedir. Bu uygulamalar kadınların çalışmalarını  değil anne-eş olmalarını ödüllendirici niteliktedir.

Geçen sene bu zamanlarda Covid-19’un Türkiye’de pandemi ilan edilmesiyle birlikte tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de pandemiden en çok etkilenen dezavantajlı gruplardan birkadınlar ve kız çocukları olmuştur. Sokağa çıkma yasakları ilan edilerek eve kapanmanın sonucu olarak kadına karşı ev içi şiddet oranları artmıştır. Genellikle sosyal güvenlik hakkından yoksun olarak çalıştırılan kadınlar, işyerlerinin kapanması nedeniyle belirli sürelerle ilgili bakanlıklarca yapılan ücretsiz izin ödeneğinden ve kısa çalışma ödeneğinden de yararlanamamıştır. Online eğitimin başlamasıyla ev içerisinde kalan kız çocukları toplumsal cinsiyet rollerinin etkisiyle zaten eşit olmayan eğitim sisteminde daha dezavantajlı konuma düşmüşlerdir. Yine pandemi sürecinde birçok Kamu kurumunda çocukları olan kadınlara ek izinler verilerek çocuklara bakmak kadınların göreviymiş gibi gösterilip toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin pekiştirildiği uygulamalara tanık olduk.

Salgına eşlik eden kamusal alan kısıtlamaları; ev içi ve bakım emeği yükü artarken ilgili sosyal ve kurumsal desteklerin azalması/ortadan kalkması; genel sağlık ve doğurganlık sağlığı hizmetlerine erişimdeki zorluklar; yoksullaşma; salgından sonra da öncesi kadar yoğun ve yaygın bir şekilde uygulanmaya devam eden şiddet ve buna karşın kadınları şiddetten koruyacak mekanizmaların tıkanması hatta çökmesi, zaten halihazırda yaşanan kriz durumunu birçok kadın için en hafif tabirle “katlanılamaz” hale getirmiştir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yaygın olması, devlet eliyle pekiştirilmesi, toplumsal ilerlemenin önündeki en önemli engeldir. Aile içinden başlayarak kamusal alana yayılan cinsiyet ayrımcılığı ve cinsiyet eşitsizliğine neden olan politikalar, kadının insan haklarının ihlalinde başrol oynamaktadır.

Kadının özgür bir birey olması kültürel, tarihsel ve dinsel gerekçelerle engellenemez. Bu gerekçelere dayanılarak kadınlarımız eğitim hakkından, iş hayatından, toplumsal yaşamdan uzaklaştırılamaz. Kadının özgür bir birey olmasının engelleyecek, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine yol açacak politikalardan vazgeçilmesini talep etmek ve bunlara karşı çıkmak, yaşam hakkını savunmak hepimizin öncelikli görevi olmalıdır.

Ulusal ve Uluslararası sözleşmelerle korunan kadının insan haklarının ihlal edilmemesi için öncelikle toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gerekmektedir. Devlet; kadınların statüleri ve yaşam koşullarına dair eşitsizliklerin temelinde yatan ve erkeklerin ve kadınların politik, ekonomik,sosyal ve kültürel anlamdaki rollerinin eşitsiz değerlendirilmesine yol açan yargıların ve engellerin tasfiyesi için çalışmakla yükümlüdür.Kamu Kurum ve Kuruluşları cinsiyet temelinde ayrımcılık yapmama ve eşitliği uygulamak için mekanizmalar oluşturmalı ve düzenlemeler yapmalıdır. Kadınlara karşı her türlü ayrımcılık sonlandırmalı, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanarak, kadının toplumsal konumu güçlendirilmelidir.

 Ülkede toplumsal cinsiyet eşitsizliği her alanda var olmaya devam ederken; kadına ve çocuklara yönelik şiddet ve cinsel istismarlar sistematik olarak artarken; kadına  - çocuğa karşı şiddetin önlenmesindeki etkisini çok önemli bulduğumuz 6284 Sayılı Yasanın, İstanbul Sözleşmesi’nin ve nafakanın kaldırılmasına, evlenme yaşının aşağı çekilmesine yönelik yasal değişikliklere gidilme taleplerinin yoğunlaşmasını, kadınları toplumsal alandan tecrit eden, ayrıştıran kadın üniversitesi kurulması planlarını endişeyle izlemekteyiz.Siyasilerden talebimiz siyasi baskıya direnerek, kadının insan haklarının ihlal edilmesine yol açacak, kadın kazanımlarını geriye götürecek hiçbir yasal değişikliğe imza vermemeleridir.

 Kadınların ev içinde harcadıkları ücretsiz emeğin yok sayılması engellenmelidir. Kadın emeğinin görünür olması sağlanarak, ekonomik olarak değerlendirmeye alınması gerekmektedir. Aile bireylerinin bakımını ve ev işlerinin yapılmasını kadının görevi olarak kabul eden,devlet politikasından vazgeçilmeli, ücretsiz bakım ve ev işleri kamu hizmeti olarak devlet tarafından sağlanmalı ve bunun içinde alt yapı oluşturularak sosyal koruma politikaları oluşturulmalıdır.

Avrupa Birliği mevzuatı, Uluslararası Çalışma Örgütü belgeleri, Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi ve İstanbul Sözleşmesine uygun şekilde eğitim, bilinçlendirme ve yasal düzenlemelere yönelik çalışmalar acilen yapılmalıdır.

Kadınların siyasi, ekonomik ve sosyal hayatın karar alma süreçlerine etkin ve eşit biçimde katılmaları için eşit fırsatlar tanınmalıdır. Kadına karşı gerek politikada, gerek medyada, dini alanda kullanılan dilin erilleşmesi önlenmeli, “Hatta bayanlar bile” gibi kadınları çalışma yaşamının dışına iten ayrımcı söylemlerden kaçınılmalıdır. Cezaevi görevlileri ve kolluk kuvvetlerinin çıplak arama uygulamasını kadın mahpuslara yönelik cinsel taciz boyutunda sistematik bir işkenceye dönüşmüşken çıplak aramaya maruz kalan kadınların beyanlarının esas alınması gerekirken kadınların onur ve ahlakını tartışma konusu yapmaktan kaçınılmalıdır.

Covid-19 salgını ile mücadele için oluşturulan Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu’na ve gelecekte yaşanacak her türlü kriz için oluşturulacak benzeri kurullara, toplumun tüm kesimlerinin, kadınların, farklılaşan ihtiyaçlarının hak temelli bir yaklaşımla ele alınması sağlanmalıdır.

Covid-19 salgını öncesi de istihdama eşit bir şekilde katılamayan ve Covid-19 salgını krizi ile istihdam dışına itilen kadınların tekrar istihdamda yer alabilmeleri için özel politikalar geliştirilmelidir.

2020 yılında 408 kadın, 2021 yılında 65 günde 68 kadın erkekler tarafından katledildi. Yine şiddet mağduru kadınların özsavuma hakları tanınmadı ve şiddete karşı meşru müdafaa hakkını kullanan kadınların tutuklanmasına karar verildi. Covid-19 salgınından önce de kadınları şiddetten korumaya yönelik gerektiği gibi işlemeyen mekanizmaların salgın esnasında özel olarak nerelerde tıkandığının tespit edilmesi ve salgının ileri fazlarının yanı sıra gelecekteki farklı kriz durumları için bu mekanizmaların krizlere hazır hale getirilmesi sağlanmalıdır.

 

Bizler Van Barosu Kadın Hakları komisyonu olarak katledilen, kaybedilen, ayrımcılığa, şiddete, tacize maruz bırakılan kadınların insan hakları mücadelesini dünden daha büyük bir inançla ve dayanışmayla sürdüreceğimizi kamuoyuyla saygılarımızla paylaşıyoruz.

 

VAN BAROSU KADIN HAKLARI KOMİSYONU

 


ONLINE KİŞİ : ( 0 ) --|[ Bugünki Ziyaret Tekil : 374 - Çoğul : 1426 ]| - |[ Toplam Tekil Ziyaret : 667894 - Toplam Çoğul Ziyaret : 2741961 ]|-