VAN AKADEMİK ODALAR BİRLİĞİ...

12 Ağustos 2020

VAN AKADEMİK ODALAR BİRLİĞİ (VAOB)

11.08.2020 TARİHLİ TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ 

 

Van Akademik Odalar Birliği (VAOB) 18.06.2020 tarihinde yapılan ilk toplantısı sonrasında kurulmuş, kuruluş amacı ve çalışma yöntemi kuruluş sonrasında açıklanan sonuç bildirgesiyle kamuoyuyla paylaşılmış olup 11.08.2020 tarihinde yapılan olağan ikinci olağan toplantıda ise aşağıda yer alan hususlarda değerlendirmeler yapılarak toplantının sonuç bildirgesinin kamuoyuyla paylaşılmasına karar verilmiştir.  

 

Toplantıda yapılan değerlendirmeler sonucunda;

 

1-) 2020 yılının başından itibaren tüm dünyayı etkileyen, ülkemizde de mart ayından itibaren etkilerini son derece önemli şekilde gösteren Covid-19 salgınında 10.08.2020 tarihi itibariyle Türkiye’de toplam hasta sayısının 241.997 olduğu, vefat sayısının ise 5.858 olduğu Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanmış, ilimiz de dâhilolmak üzere tüm Türkiye’de toplam hasta sayısında çok ciddi bir artışın olduğu gözlemlenmiştir. 2020 mart ayı itibariyle ülkemizde görülmeye başlanan Covid-19 pandemisi ile mücadelede 1 Haziran sonrasında yapılan politika hataları ile birlikte vaka sayıları ülke genelinde olduğu gibi ilimizde de artış göstermektedir. Hastalığın özellikle bölgede ve ilimizdeki yayılma hızına bakıldığında önümüzdeki haftaların çok kritik öneme sahip olduğunu; hasta sayısının hızla artabileceğini, sağlık sisteminin taşıyamayacağı çok sayıda başvuruların olabileceğini ve sağlık çalışanlarının çok daha ciddi risk altına girebileceğini ön görmekteyiz. Dolayısıyla planlamaların ivedilikle yapılması ve gerekli önlemlerin bir an önce alınması yaşamsal önemde olup aşağıda belirteceğimiz bir kısım talep ve beklentilerimizi yetkililere ve kamuoyuna iletiyoruz.

 

1- Dünya sağlık örgütünün önerdiği ve salgını kontrol altına alabilen ülke örneklerinde de görüldüğü üzere temaslıların da taramasını içerecek şekilde ivedilikle günlük yapılan test sayıları artırılmalıdır. Maske - fiziksel mesafe - hijyen ile önlem alınması önemlidir ancak yeterli değildir. Yakalanan vakaların tüm temaslılarına mutlaka test yapılması gerekmektedir, aksi halde yaşanan hasta artışın önüne geçilmesi mümkün olamayacaktır. Epidemiyolojik verilere uygun filyasyonçalışmaları yapılmalıdır.

 

2- Test sonucu pozitif saptanıp eve gönderilen hastaların takibi özenli bir biçimde yapılmalı, gerekli destek tedavilerin verildiğinden emin olunmalıdır. Salgın nedeniyle çalışamayacak, salgının özel olarak mağdur ettiği bütün yurttaşları gözeten bir sosyal devlet anlayışının benimsemesinin tarihsel bir zorunluluk olduğu unutulmamalıdır. Ev izolasyonunda kalmak zorunda olan, asgari yaşam ihtiyaçları için maddi olarak desteklenmesi gereken yurttaşlarımızın bu ihtiyaçlarının karşılanması da COVID-19 pandemisi ile mücadele kapsamında değerlendirilmelidir.

 

3- Tüm vatandaşlara yeterli düzeyde maske ücretsiz olarak dağıtılmalıdır. Maskenin uygun biçimde kullanımı da dâhil olmak üzere Pandemiyi kontrol altına almak için halka yönelik gerekli bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır. Yazılı ve görsel medyanın etkin kullanımı ile birlikte mahalleler düzeyinde emek meslek örgütlerinin de katılımı ile bilgilendirme toplantıları yapılmalıdır.

 

4- İlimizde bulunan sağlık meslek odalarının oluşturulan İl Pandemi kurulu ve il koordinasyon masasının karar alma süreçlerine pratik katılımı ivedilikle sağlanmalıdır. Süreç tümüyle şeffaf ve koordinasyon içerisinde yürütülmeli,  covid19 ile ilgili il bazındaki veriler şeffaf bir şekilde düzenli olarak toplum ile paylaşılmalıdır.

 

5- Tüm hastalıklarda olduğu gibi COVID-19 enfeksiyonu ile mücadelenin en iyi ve akılcı yolu hastalığın ortaya çıkmasına engel olmaktır. Hastalığı engellenmenin en iyi yolu kişisel hijyen, ağız ve burnu içine alacak şekilde doğru maske kullanımı ve fiziksel mesafe kuralına uyulması ve kapalı mekanlarda bir araya gelişin azaltılmasıdır. Özellikle toplu taşıma araçları ve alışveriş merkezleri gibi alanlarda fiziksel mesafe (en az 2 metre) kuralının önemi unutulmamalıdır. Tüm uyarılara rağmen ilimizde de önlemlerin yeterince anlaşılamadığı, günlük yaşam içerisinde bu kurallara dikkat edilmediği gözlemlenmektedir. Bu kuralların pandemiylemücadeledeki rolünü BİR KEZ DAHA ÖNEMLE HATIRLATIYORUZ. Ancak salgın ile mücadelede sadece bireysel önlemlerin yeterli olmadığı açıktır. Kamunun da bu tedbirleri destekleyici bir takım önlemler alması, ilgili sektörleri ve ihtiyaç sahiplerini desteklemesi gerekmektedir.

 

6- Sağlık çalışanı sayısı ivedilikle arttırılmalı ve çalışma yaşamı, vardiyalı olarak yeniden planlanmalıdır. Gerekli durumlarda sağlık çalışanlarının evleri dışında barınma ihtiyaçlarının da karşılanması için gerekli alt yapı sağlanmalıdır.

 

7- Bu süreçte hasta kişilerle karşılaşmamıza ve hastalığın yayılmasına neden olacak açık ya da kapalı mekanlarda sosyal ve kültürel faaliyetlerin (ev ziyaretleri, düğün, nikâh, nişan, mevlit, piknik vb.) kısıtlanması-ertelenmesi, toplumsal hareketlilik azaltılması kamu otoritesince sağlanmalıdır.

 

8- Her yıl eylül ayı ile başlayan İnfluenza (grip) mevsiminde bu yıl farklı olarak COVID-19 pandemisi ile influenza aynı zaman diliminde bir arada yaşanacaktır. İnfluenza aşısı çok yaygın yapılmalı ve kamusal bir sorumlulukla ücretsiz temini üstlenilmelidir. Yeterli aşı stoku erken olarak sağlanıp, başta sağlık çalışanlarına olmak üzere aşının mümkün olan en erken dönemde yapılması sağlanmalıdır.9- Salgın ile mücadele algılarla, ekonomik kaygılarla değil bilimsel verilere uygun toplum katılımı sağlanarak yapılmalıdır.

 

2-) Van ili tarihsel süreç boyunca birçok ülkeden gelen sığınmacı/göçmenler için batıya açılan kapı vazifesi görmüştür. İran, Afganistan, Pakistan ve Bangladeş bu ülkelerin başında gelmekte iken son dönemde Suriyeli sığınmacı/göçmenler için de geçiş güzergahı haline gelmiştir. İran sınır hattından Van iline girmeyi başarabilen sığınmacı/göçmenler 2018 yılına kadar valilik bünyesindeki İl Göç İdaresi Müdürlüğünün yanı sıra Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği Van Saha Ofisine iltica başvurusunda bulunarak statü alabiliyorken 2018 yılı eylül ayında bahsi geçen BMMYK saha ofisinin kapatılması ve bu noktada süreci Türkiyenin yetki alanına terk etmesi durumu bir kangrene çevirmiştir. Sığınmacı/göçmenler gerek batı metropolleri gerekse Avrupa ülkelerine ulaşmak için Van iline ulaştıktan sonra da bu yolculuğa devam etmektedir. Çok uzun yıllardan beri varlık gösteren göçmen kaçakçılığı şebekeleri son yıllarda iyiden iyiye artmış artık önü alınamaz bir hale gelmiştir. Van il sınırında bulunan ülkelerdenbaşlayıp Avrupa’ya kadar uzanan bir bant üzerinde bir çarkın dişlisi gibi işleyen bu sistem, son zamanlarda her yıl ortalama 50 sığınmacı/göçmenin gerek sınırda donarak, gerek trafik kazalarında gerekse gölde boğularak hayatını kaybetmesinde ve Van’ın bir mülteci mezarlığı haline gelmesinde başlıca rol oynamıştır.  Çok sayıda kişinin yer aldığı bu şebekelerin çok uzun yıllardır bu kadar rahat bir şekilde kalabalık kitleleri ölüme götürüyor olmasının temel sebeplerinden biri de yargının mevcut cezasızlık politikasıdır. Dava dosyalarına da konu olan göçmen kaçakçısı-kolluk ilişkilerinin yanı sıra yakalanan göçmen kaçakçılarının serbest bırakılıyor olması, yargılamalarından tüm yasal indirimlerin uygulanarak alt sınırdan ceza verilmesi ve olayın örgütlü olarak işlendiğinin göz ardı edilmesi göçmen kaçakçılarını süreç içerisinde cesaretlendirmiştir. 

 

Yine Türkiye’nin sınırlarında son yıllarda arttırdığı tedbirler, yapılan kalekollar ve güvenlik önlemlerine rağmen minimum 50-60 sığınmacı/göçmenin sınırdan geçirilmesinde, Vanda 1-2 gün konaklamasında ve sonrasında gerek karayolu gerekse gölden teknelerle taşınması noktasında birtakım kolluk görevlilerinin de kolaylaştırıcı olarak rol oynadığı ve işbirliği yaptığı düşünülmektedir. Son olarak, balık avlanma yasağının olduğu ve göl üzerinde denetimlerin daha da yoğun bir şekilde yapıldığı bir süreç de Vangölü’nde 27 Haziran 2020 tarihinde göçmenleri taşıyan ve 61 göçmene mezar olan teknenin batması yaşanan trajediyi, denetimsizliği ve göçmen kaçakçılığının nasıl işlediğini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda özellikle Van Gölü üzerinde yapılan denetimlerin ve Doğa Koruma Görevlilerinin çalışma sistemlerinin sorgulanması da bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’nin iltica sisteminin etkin, hızlı ve ulaşılabilir olmaması dabu sebeplerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Uluslararası mevzuat gereğince, ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan ve bir daha dönemeyecek olan göçmenlerin devlet gözetiminde geçişlerinin etkin ve şeffaf bir şekilde sağlanması gerektiği hususu önemle hatırlatıyor, kentimizin bir göçmen mezarlığı olarak tarihte yerini almaması için gerekli önlemlerin bir an önce alınmasını ve göçmen kaçakçılığıyla aktif mücadele edilmesini talep ediyoruz.      

 

3-) 4 Aralık 2017 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 696 sayılı KHK ile taşeron işçilerin kadroya geçişlerine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiş, Van Büyükşehir Belediyesi ile ilimizde yer alan birçok kamu kurumunda sınav ve mülakatlar yapılarak işçilerin sözleşmeli personel statüsünde kadroya geçişleri sağlanmıştır. Ancak Van Büyükşehir Belediyesi’nde taşeron statüsünden kadroya geçmek için mülakata giren 306 işçi hakkında yapılan 3 ayrı mülakat neticesinde işçilerin başarısız oldukları ilan edilerek işe alınmamışladır. Yaşanan hukuki sürecin değerlendirilmesinde; Van Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından yapılan mülakat işlemlerinin iptali için açılan davalarda, yapılan mülakatların usulsüz olduğu mahkemelerce verilen kararlarla tespit edilmiş, son olarak yapılan 4.mülakat neticesinde ise işçilerin tamamının başarısız olduğunun belirtilmesiyle aynı yönde davaların açıldığı öğrenilmiş olup işçilerin son derece büyük bir mağduriyetine sebep olan, birçok hukuksuzluğu barındıran süreç tarafımızdan endişeyle izlenmektedir. Özellikle son yıllarda ülke genelinde yaşanan ekonomik sıkıntılar, işsizlik sorunu ve yaşanan ağır mağduriyetlerin giderilmesi gerektiği hususunda, birliği oluşturan tüm meslek odaları ve kuruluşlar olarak, ciddi hak ihlallerine ve yoksulluğa sebep olan bu sürecin takipçisi olduğumuzu ve sorunun çözümü noktasında inisiyatif almaya hazır olduğumuzu, işçilerin mağduriyetin giderilmesi için her kurum nezdinde bireysel olarak gösterdiğimiz çabayı Van Akademik Odalar Birliği olarak göstermeye devam edeceğimizin de bilinmesini istiyoruz. İlimiz nezdinde yaşanan bu sürecin kentimize büyük zarar veren hususlardan biri olduğunu hatırlatıyor, ilgili kamu kurumlarını ve Van Büyükşehir Belediye Başkanlığını, yaşanan hukuksuzluğu bir an önce sonlandırarak ilgili kanunlarda gerekli şartları taşıyan işçilerin usul ve esaslar çerçevesinde bir an önce işlerine dönmelerini sağlamaya davet ediyoruz. 

 

4-) Son günlerde ülke genelinde Türkiye’nin de imzacı olduğu İstanbul Sözleşmesinden imzanın geri çekilmesi yönünde bir kamuoyunun oluşturulmaya çalışıldığı ve bu yönde yoğun tartışmaların yürütüldüğü gözlemlenmiştir. 2011 yılının Mayıs ayında İstanbul’da gerçekleşen, Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve ev-aile içi şiddetin önlenmesini konu alan ve hukuki bağlayıcılığı bulunan ilk uluslararası belge niteliğinde olup, sözleşmeyi ilk olarak imzalayan ve onaylayan Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi 1 Ağustos 2014 tarihinde resmen yürürlüğe girmiştir. Kadına yönelik şiddeti bir insan hakkı ihlali ve bir ayrımcılık türü olarak kabul edilmesi İstanbul Sözleşmesinin en belirgin özelliklerinden biridir. Özellikle son yıllarda kadına yönelik şiddet vakalarında yaşanan artış dikkate alındığında İstanbul Sözleşmesi hükümlerinin tam ve eksiksiz olarak uygulanması beklenmekteykenİstanbul Sözleşmesinden imzanın geri çekilip çekilmemesi noktasında yapılan tartışmaların ülkeye zarar vermekten ve de şiddet vakalarında artışa sebep olmaktan başka bir sonucaulaştırmayacağının bilinmesini istiyoruz. Sözleşmeye yönelen itirazlar çerçevesinde, özellikle kadına yönelik şiddet alanda çalışan sivil toplum örgütlerinin de görüşlerinin alındığı bilimsel çalışmaların yapılarak sözleşmedeki eksikliklerin giderilebileceğini önemle hatırlatıyoruz. 

 

Öte yandan unutulmamalıdır ki; devletin, kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet mağdurlarının korunması için etkin politikalar geliştirmek yönünde pozitif bir yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu kapsamda özellikle, nüfusu 100.000’in üzerinde olan belediyelerin sığınma evleri açması gerekirken, ilimizde kayyum atamaları sonrasında sığınma evlerinin kapatılması ve hâlihazırda yalnızca 29 kişi kapasiteli yalnızca bir adet sığınma evinin faaliyetine devam ediyor olması, ilimizin kadına yönelik şiddet vakalarında ne denli yetersiz olduğunu gözler önüne sermektedir. Yine, şiddet mağduru kadınların, gittikleri karakollarda önemsenmemesi, karakollarda bir kez daha mağdur ediliyor olması, şiddet eyleminde sonra şiddet mağdurlarına yasal ve psikolojik danışmanlıkla birlikte, finansal desteğin sağlanmaması, eğitim, öğretim ve iş bulma desteğinin yeterince sağlanmaması da kadına yönelen şiddetin artış sebeplerinden bir kaçı olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine devletin ve illerde yöneticilerin veri toplama ve araştırma yükümlülüğü kapsamında hareket ederek, kadına yönelen şiddetle mücadele aktif rol üstlenen sivil toplum örgütleri ve barolarla işbirliği halinde hareket etmesi, yargı ayağında ise özellikle kadına yönelen şiddetin bir çeşidi olan hakaret, tehdit, yaralama suçlarının uzlaştırma kapsamından çıkartılması gerekmektedir. 

 

Van Akademik Odalar Birliği’nin (VAOB) her bir bileşeni olarak yukarıda belirtmiş olduğumuz hususlarda aktif görev almaya hazır olduğumuzu, yerelde ve ulusalda sorunların çözümü noktasında çaba sarf edeceğimizi kamuoyuna saygılarımızla bildiririz. 11.08.2020

 

VAN DİŞ HEKİMLERİ ODASI

VAN-HAKKÂRİ TABİP ODASI

VAN-AĞRI-HAKKÂRİ SMMM BÖLGE ODASI

VAN-BİTLİS-HAKKÂRİ ECZACI ODASI

TMMOB VAN İL KOORDİNASYON KURULU

VAN BÖLGESİ VETERİNER HEKİMLERİ ODASI

VAN BAROSU


ONLINE KİŞİ : ( 0 ) --|[ Bugünki Ziyaret Tekil : 333 - Çoğul : 1794 ]| - |[ Toplam Tekil Ziyaret : 514733 - Toplam Çoğul Ziyaret : 2169362 ]|-