BASINA VE KAMUOYUNA

25 Kasım 2020

BASINA VE KAMUOYUNA

 

Değerli Basın Emekçileri;

25 Kasım, Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo diktatörlüğüne karşı Patria,Minerva ve Maria isimli üç kız kardeş (Mirabel kardeşler) ’in yürüttükleri rejim karşıtı mücadelelerinin sembolleşmiş günüdür.  Mirabel Kardeşler, daha özgür ve yaşanılabilir bir dünyanın inşası için verdikleri mücadelenin bedelini, canlarıyla ödemişlerdir. Birleşmiş Milletlerin 1999’daki Genel Kurulu’nda alınan karar ile her yıl Mirabel kardeşlerin öldürüldüğü gün olan 25 Kasım tarihi "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü" olarak anılmaktadır. 25 Kasım, baskılara yenilmeyen yürekli kadınların mücadelesini onurlandırdığımız ve  toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa, ırkçılığa ve kadınları, kadın haklarını yok sayan sistemlere karşı mücadele ettiğimiz gün olarak ölümsüzleşmiştir.

 

Bilindiği üzere demokrasinin hukukun ve toplumsal birlikteliğin baskı altına alındığı bu süreçte ötekileştirici, ayrıştırıcı, sorunun çözümünden de bir o kadar uzak politikalar en çok kadınların ve çocukların hayatı üzerinde etkili olmaktadır. Kadınların yaşam alanının bilinçli daraltılması, toplumsal yaşamdan koparılıp eril zihniyetin tahakkümü altına alınması politikalarının elbette bir sebebi vardır. Bu bahsettiğimiz tahakkümün korkulu rüyası kadınlardır. Çünkü kadınlar hangi ırktan, hangi dinden, hangi dilden olursa olsun yaşamı adil ve eşit, özgür-özgün kılma pratiğini göstermiş, her kadın çağında yıkıma ve baskıya karşı mücadele vermiştir. Buna karşın kadınlar ve kız çocukları gelişen süreçte gitgide artan bir şekilde şiddetin en ağır biçimleri olan cinayet başta olmak üzere olmak üzere fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik şiddete ve istismara maruz kalmaktadır. Kadına şiddetin yaygın ve ağır bir sorun olduğunu, ayrıca tüm dünyayı saran koranavirüs sürecinde ev içi şiddetin çok arttığını ve kadınların destek alabilmek için bu alanda görevli mercilere ulaşamadığı da son dönemde açıklanan uluslar arası izleme heyeti raporları, sivil toplum kuruluşları raporları ve devlet kaynaklı verilerden açıkça görmekteyiz.

 

Türkiye Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesinin de ilk imzacısıdır. Ancak bugüne dek İstanbul Sözleşmesi kapsamında kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin Acil Eylem Planları uygulanmamıştır.Türkiye de hala 7/24 esasına göre aktif hizmet veren kadına yönelik şiddet hatları dahi kurulmamıştır.  Kadınların mücadelesi ile kazanılan tüm kazanımlara, tüm  olumlu adımlara karşın, kadına yönelik şiddeti ele alış yaklaşımları ve uygulama sorunları devam etmiştir. Sözleşmelere ve yasaya rağmen, Türkiye’de hala her gün kadınlar öldürülmekte, kadına yönelik her türlü şiddet artarak devam etmektedir.

 

Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde yasal mevzuatın varlığı önemli olmasına rağmen, daha da önemli olan husus ise mevcut yasaların ve uluslararası mevzuatın tam olarak, tutarlılıkla uygulanmasıdır.Türk Medeni Kanunu, 6284 Sayılı Yasa ve ilgili Uluslararası Sözleşmelerle güvence altına alınan Kadın Hakları kazanımları korunması ve geliştirilmesi gerekirken kadınlar her gün bu yasaların ortadan kaldırılması tehditiyle karşı karşıya kalmaktadır.Son dönemlerde yoksulluk nafakası hakkında kamuoyuna aksettirilen bilgiler yanıltıcıdır. Medeni Kanun’un 175. Maddesi cinsiyetsiz olduğu gibi boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafa nafaka bağlanmasını hüküm altına almıştır. Her iki tarafa da bağlanabilen nafaka uygulamada daha çok kadınlara bağlanmaktadır. Bu durum Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle genellikle kadınların yoksul olmasından kaynaklanmaktadır. Kadınlar çalışma hayatının dışında tutulmaya çalışılmakta, kadınların çalışma şartları ve mümkün olan çalışma alanları kısıtlanmaktadır. Çocukların ve yaşlıların bakımı dahil, ev içinde ücretsiz emek sarf etmiş, bu sebeple çalışma hayatına hiç katılamamış, katılması engellenmiş veya ev içindeki bakım emeği yükü nedeniyle iş hayatından ayrılmak zorunda kalmış, yeniden çalışma hayatına katılması önünde bir dizi bariyer bulunan kadınların nafaka hakkına sınırlama getirmenin Türkiye’de giderek artan toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştireceğini biliyoruz. Bu düzenlenmenin kadınlara yönelik ekonomik, psikolojik, cinsel ve fiziksel şiddeti arttıracağını, kadınları ev içine hapsedeceğini ve kadınların boşanma kararı almalarını zorlaştırarak büyük hak ihlallerine neden olacağı aşikardır.Yine İstanbul Sözleşmesini yuva yıkan sözleşme,aileyi bölen sözleşme şeklinde lanse edilerek uzun mücadeleler sonucu elde edilen kadın kazanımlarının alaşağı edilmeye çalışıldığını görmekteyiz.Bizler İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR ı savunarak bu anlayışla sonuna kadar mücadele edeceğiz.

 

Anlaşılacağı üzere kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için temel öğe, mevcut toplumsal zihniyetin değiştirilmesidir. Bu bağlamda, devletin çok yönlü ve bütüncül politikalar üretmesi yanında, bu mücadelenin toplumsal düzeyde, genele yayılarak hayatın her alanında etkin ve kararlı bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Ancak pratikte hala koruma kararı için kadınlardan delil sunması beklenen,koruma kararlarına itiraz edildiğinde dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken duruşma açarak tarafları barıştırmaya çalışan,şiddeti meşru gören,İstanbul Sözleşmesinden bihaber  anlayışın mevcut olduğunu görmekteyiz. Yine birçok dosyada sadece sanığın beyanlarına itibar edilerek adeta hukuk katledilmektedir. Van Barosu Kadın Hakları komisyonu olarak kadına yönelik şiddet ve kıyım dosyalarında katılma taleplerimiz mahkemelerce suçtan doğrudan zarar görme ihtimalinin bulunmadığı gerekçesi ile reddedilmektedir. Bu şekilde de hayatta iken savunmasız bırakılan kadın, katledildikten sonra da savunmasız bırakılmaktadır. Kadına yönelik şiddet ve kıyım dosyalarının hiçbiri tek bir kadının davası değildir. Adalete olan güven yitirilmek üzeredir.

 

2020 yılının 11 ayında 269 kadın cinayeti işlenmiştir.Yapılan tüm araştırmaların bir sonucu olarak; Kadın cinayetleri, kadınlar üzerinde mutlak tasarrufları olduğunu varsayan en yakınlarındaki erkekler tarafından, bu egemenliğe, baskıya karşı koyan, itaat etmeyen kadınlara karşı işlendiğini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu tablonun her geçen gün büyümesindeki en büyük pay ne yazık ki mevcut eril yargı sistemine aittir. 

 

Bu kapsamda  bizler Van Barosu Kadın Hakları Komisyonu olarak 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ nde tüm şiddet türlerine karşı direnen tüm kadınları dayanışma ile selamlıyor, kadına karşı şiddet ve istismarlara karşı mücadelede toplumun her kesimini mücadeleye ve birlik olmaya davet ediyor,  insan onuruna yakışır, şiddetten uzak ve eşit bir hayat umudumuzu yitirmediğimizi ve bu konuda hukuksal mücadelemizi devam ettireceğimizi basına ve kamuoyuna saygı ile duyuruyoruz.

                                                         VAN BAROSU KADIN HAKLARI KOMİSYONU

           

    

         

 


ONLINE KİŞİ : ( 0 ) --|[ Bugünki Ziyaret Tekil : 375 - Çoğul : 1136 ]| - |[ Toplam Tekil Ziyaret : 586677 - Toplam Çoğul Ziyaret : 2452906 ]|-