BASINA VE KAMUOYUNA

28 Aralık 2018

BASINA VE KAMUOYUNA

 

Değerli Basın Emekçileri,

Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboskî köyünde, 28 Aralık 2011 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçaklarının bombardımanı sonucu 19’u çocuk 34 kişinin hayatını kaybettiği katliamın üzerinden 7 yıl geçti. Katliamın failleri ise aradan geçen bunca zamana ve verilen sözlere rağmen ortaya çıkarılmadı. Faillerin ortaya çıkarılması için son umut kapısı olarak görülen AİHM’den de Hukukilikten uzak Kabul edilemez bir karar çıkıca da ne yazık ki gelinen aşamada Roboskili ailelerin Adalet arayışı hüsranla sonuçlandı.

Katliama ilişkin soruşturma 5 Ağustos 2012 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmeye başlandı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 11 Haziran 2013’te “taksirle ölüme sebebiyet verme” suçundan başlatılan soruşturma dosyası hakkında görevsizlik kararı verilerek, dosya Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderildi. Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderilen Roboskî dosyasında 7 Ocak 2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Roboskîli ailelerinin avukatları aracılığıyla Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın kararına yaptığı itiraz ise 20 Haziran 2014 tarihinde reddedildi.

Roboskîli ailelerin, Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın takipsizlik kararına itirazının ret edilmesi ardından, ailelerin avukatları aracılığıyla 18 Temmuz 2014’te Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldı. Başvurucu avukatlarınca, Anayasa Mahkemesi’nden, “En üst düzey yetkililerin başvuruculardan resmi özür dilemesi, takipsizlik ve takipsizliğe itirazın reddi kararının kaldırılması, öldürme olayı nedeniyle sorumluluğu doğabilecek Bakanlar Kurulu’nun, tüm askeri ve mülki yetkililerin yargılanmasının sağlanması için dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesi” talebinde bulunuldu.

Anayasa Mahkemesi, Roboskî davası için yapılan başvuru kapsamında Adalet Bakanlığı’ndan savunma istedi. Adalet Bakanlığı yaptığı 28 sayfalık savunmada, Genelkurmay Başkanlığı’nca daha önce Adalet Bakanlığı’na gönderilen yazı esas alınarak, “Daha sonra bir hata olduğunun anlaşılması, kullanılan gücü otomatik olarak haksız hale getirmez. Aksini düşünmek, devlete ve kanun adamlarına görevlerini yaparlarken, belki de kendilerinin ve diğerlerinin yaşamlarına zarar verebilecek gerçekçi olmayan bir külfet yüklemek olur. Bununla birlikte olayın içinde bulunduğu koşullar, güç kullanılmasını gerektiren makul bir inancın varlığını göstermelidir” denildi.

Anayasa Mahkemesi de; 34 sivil yurttaşın katledilmesi ile sonuçlanan katliam başvurusunu, 16 Şubat 2016’da başvuruda bulunan 53 avukattan 3’ünün vekâletnamesinin dosyada yer almadığı, eksik belgelerin 15 gün içinde tamamlanması için başvurucu vekillerine tebligatta bulunulduğu, ancak ilgili evrakın başvurucu vekillerince 2 gün gecikmeli gönderildiği gerekçesiyle ret kararı verildiğini açıkladı.

Katliamın yaşandığı 2011 yılından bu yana adalet arayışlarını kararlıkla sürdüren Roboskîli aileler, Anayasa Mahkemesi’nin ret kararı ardından avukatları aracılığıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruda bulundu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye tarihinin en önemli katliamlarından biri olan Roboskî başvurusunu iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez buldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar gerekçesinde ise; "AYM başvurucuların her birinin ve avukatlarının bilgilerinin ayrı ayrı ve düzgün doldurulmadığı; Kararın aslı ve onaylı örneklerinin sunulmadığı; bazı başvurucuların vekaletlerinin eklenmediğini saptayarak tamamlanmasını istemiş. Başvurucu avukatı ise eksik belgeleri 15 günlük sürede değil, 17 günde iletmiş ve ek olarak sağlık raporunu sunarak gecikmeyi belgelendirmiş." İfadelerine yer verilmiştir.

Yani durumu özetleyecek olursak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi'nin ret gerekçelerini benimseyerek Roboskî Davası başvurusunu Kabul edilemez buldu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kararıyla son zamanlarda etkililiği son derece tartışılır hale gelen Anayasa Mahkemesi’nin tüm kusurlarını örtmekle kalmadı, Türkiye’nin Roboskî davasında somutlaşmış olan bölgemizde devlet eliyle meydana gelen hak ihlallerine ilişkin cezasızlık politikasını da onaylamış oldu. Çoğu çocuk 34 kişinin can verdiği bu vakaya ilişkin hiçbir sorumluluğunu yerine getirmeyen hükümete de benzer vakalar için yeşil ışık yakmış oldu. Dolayısıyla bu kararın hukukilikten ve adaletten uzak olduğu tartışmasızdır.

Devletlerin yükümlülükleri sadece teorik ve kâğıt üzerinde olmayıp, pratik ve etkili olmalı, Sözleşmedeki güvenceleri pratik ve etkili kılacak şekilde yorumlanmadır.

İç hukuk yollarının tüketilmesi gerekliliği kuralının, belli bir esneklik ve aşırı formalizmden uzak bir şekilde uygulanması gerekirken son derece şekilci refleksle hareket eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Roboskî katliamına ilişkin bu kararının kabul edilebilir bir yönü bulunmamaktadır.

Bu karar!!! yani eksik belgelerin tamamlanmasına ilişkin avukatın sunduğu mazeretin kabul edilmemesi nedeniyle verilen ret kararı, her iki yüksek mahkeme tarafından verilen ilk ve tek karardır!

Gerek Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru aşamasının başında gerekse de eksik evraklar için verilen sürede istenen evrakların gönderilmemesi şeklindeki ihmalkârlık nedeniyle dosyanın kapatılması, biz hak savunucusu avukatlar için büyük bir ayıp olarak tarihe geçmiştir kendi adımıza Roboskili ailelerden özür dilediğimizi ifade etmek isteriz. Yine fevkalade haklı bir hukuk mücadelesi gerektiren ve tarihi öneme sahip olan Roboski katliamı dosyasının ziyadesiyle ehil olan birçok Hukukçudan tabiri caizse kaçırtılmasına tahammül etmiyor ve bu konuda sorumluluğu olan tüm hukukçu ve siyasetçileri öz eleştiri ve gereğini yapmaya davet ediyoruz.

Ancak olaya asıl pencereden bakacak olursak; soruşturma aşaması neticesinde verilen takipsizlik kararı, dönemin devlet erkânının yaptığı açıklamalar, Adalet Bakanlığı’nın yapmış olduğu savunma, Anayasa Mahkemesinin Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçen bu katliama ilişkin başvuruyu bir evrak eksikliği nedeniyle reddetmesi, katliama ilişkin anmaları engellemek adına Roboskî köyüne gidişlerin valilik tarafından yasaklanması hususları birlikte değerlendirildiğinde benzer birçok dosyada olduğu gibi bu dosyada da cezasızlık politikasının devrede olduğunu, Anayasa Mahkemesince verilen ret kararının sadece hukuki bir kılıf değerinde olduğunu anlamaktayız.

İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçun faillerinin yargılanmaması, cezasızlık politikası ile korunması, kollanması haksızlıktır, hukuksuzluktur, yasalar karşısında eşitsizliktir ve en nihayetinde adaletsizliktir.

Biz, evrensel insan hakları ve hukuk devleti ilkelerinin önemine inanan insan hakları savunucuları olarak, insanlığa karşı işlenmiş olan suçlarda zamanaşımının uygulanmadığını ve bu katliam sorumlularının mutlaka hukuk önünde hesap vereceklerini belirterek, tarihin en kanlı katliamlarından biri olan Roboskî’yi cezasızlıkla taçlandıran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını kınıyor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni Türkiye hükümetine ve Anayasa Mahkemesine verdiği açık çekin yarattığı tahribata son vermek için Türkiye davalarında 1990’lı yıllarda benimsediği insan odaklı yaklaşıma dönmeye davet ediyoruz!


ONLINE KİŞİ : ( 0 ) --|[ Bugünki Ziyaret Tekil : 22 - Çoğul : 64 ]| - |[ Toplam Tekil Ziyaret : 168552 - Toplam Çoğul Ziyaret : 872710 ]|-