BAROMUZ VE STKLARDAN AÇLIK GREVLERİNE DAİR ORTAK AÇIKLAMA

19 Şubat 2019

Türkiye Hapishanelerindeki  Tecrit ve Devam Eden Süresiz-Dönüşümsüz Açlık Grevleri

 

DTK Eş Başkanı ve HDP Hakkâri milletvekili Leyla Güven’in 20 yıldır İmralı Cezaevinde hükümlü olarak bulunan Abdullah Öcalan’ın Nisan 2015 tarihinden bu yana ailesi ve avukatları ile görüştürülmeyerek kendisine uygulanan tecridin kaldırılması için, 8 Kasım 2018 tarihinde başladığı açlık grevinin 98. gününde hastaneye kaldırılmıştır. Bugün itibariyle açlık grevi 104. gününe ulaşmış olup Leyla GÜVEN'in sağlık durumu ile ilgili olarak kritik aşama başlamış bulunmaktadır.

Yine Türkiye Cezaevlerinde bulunan 321 mahpus Leyla Güven’in talebinin haklı ve meşru olduğunu dile getirerek, bu talebin bir an önce yerine getirilmesi amacıyla Süresiz-Dönüşümsüz açlık grevine başlamışlardır. Bu eyleme 16 Aralık 2018 tarihinde başlayan 41 kişilik birinci grup eylemlerinin 66. gününde olup ilk grupta bulunan açlık grevindeki mahpusların sağlık durumları ise gelinen gün itibariyle kritik aşamaya yaklaşmaktadır.

Bugüne kadar Açlık Grevlerinin sonlanması için siyasal iktidar ve yetkili kurumlar, eylemcilerin taleplerini yerine getirmeye ve tecridi kaldırmaya yönelik olarak herhangi bir adım atmamıştır. Bu nedenle süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemcilerinin sayısı gün geçtikçe artmaktadır.

Son zamanlarda Türkiye'de yaşanan hak ihlalleri yoğun bir şekilde artmış, ihlallerin sonlandırılması için yapılan tüm çağrılara ise kulak tıkanmıştır. Leyla Güven'in ve diğer açlık grevindeki mahpusların seslerinin duyurulması için milletvekillerinin yapmak istedikleri yürüyüşlere açıkça engel olunmuş, vekiller, polis tarafından darp edilmiştir. Hak ihlallerinin sonlandırılması için yaşamlarını ortaya koyan insanların sesi olabilmek adına anayasal haklarını kullanan milletvekillerine yapılanlar, siyasal iktidarın soruna bakışını da ortaya koymuştur. Hak ihlalleri sonlandırılmamakta, açlık grevcilerinin seslerine kulak tıkanmakta, tek tipleştirilmiş medya yüzünden bu sesi duyurmak isteyen milletvekillerinin hakları dahi ihlal edilmektedir.

İmralı Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde, hükümlü olarak bulunan Abdullah Öcalan’ın 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana avukatları ile her hangi bir şekilde tek bir görüşe dahi izin verilmemiş, 11 Eylül 2016 tarihinde yapılan kısa aile görüşmesinden bu yana geçen 3 yıllık süre zarfında 12 Ocak 2019 tarihinde yine kardeşi ile ancak kısa bir görüşmeye izin verilmiştir. Her türlü iletişim aracının yasaklandığı hapishanede, aile ve avukatların gönderdiği hiçbir mektuba cevap alınamamıştır.  Yıllarca "gemi bozuk", "hava muhalefeti var" gibi nedenler ile engellenen başvurular, 15 Temmuzdan sonra İnfaz Hâkimliğinin hukuka aykırı kararları ile engellenmiştir. 21.07.2016, 02.03.2018 ve 04.09.2018 tarihli yargı kararları ile avukat ve aile görüşmeleri yasaklanmıştır. 14.09.2018 tarihi itibariyle de disiplin kurulu kararı ile 3 aylık aile ziyaret yasağı ile zaten yapılmasına izin verilmeyen aile görüşleri engellenmiştir.

Tüm bu gelişmeler sebebiyle yaşanan ihlaller konusunda avukatlar suç duyurularında bulunmuş ve yapılan başvurular, bilgilendirme ve raporlar ile Savcılık, Bakanlık, CPT, AYM, AİHM süreçlerini işletmişlerdir. Ancak tecrit koşulları ağırlaşarak devam etmektedir.  Abdullah Öcalan ve beraberindeki üç mahpusa uygulanan tecrit, Anayasa’ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanuna açıkça aykırıdır.    .

AİHS 3. Maddesinde belirtilen, hükümlüye hangi ceza nedeni ile ilgili olursa olsun “gayri insani yahut haysiyet kırıcı” bir ceza infazına ve muamelesine tabi tutulamayacağını, yine sözleşmenin “özgürlük ve kişi güvenliği, hakkı” ile ilgili 5/1-a bendine göre mahkûmiyet üzerine, usulü dairesinde hapsedilmesini” düzenleyen amir hükümlerine aykırıdır.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun;

  • 2. Maddesinde belirtilen; “Ceza ve Güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz”.  Aynı maddede hükümlülerin; “Irk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet veya sosyal köken ve siyasi veya diğer fikir yahut düşünceleri ile diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılmaksızın..’’uygulama yapılacağını düzenlenmiştir.
  • 6. maddesi hapis cezaları ve güvenlik tedbirlerinin infazında gözetilecek ilkeleri açıkça belirtmiştir. Söz konusu cezaların insanlık onuruna yaraşır şekilde infazının gerçekleştirilmesini, hükümlünün anayasal haklarının ancak kanunla sınırlandırılabileceğini, hükümlünün yaşam hakkı ile beden ve ruh sağlığının korunmasının zorunluluğu açıkça ifade edilmiştir.
  • Kanunun 25. Maddesi f bendi gereği hükümlüyü; eşi, altsoy ve üstsoyu, kardeşleri ve vasisi, belirlenen gün, saat ve koşullar içerisinde on beş günlük aralıklarla ve günde bir saati geçmemek üzere ziyaret edebileceklerine ilişkin düzenleme mevcuttur.
  • 59. Maddenin 2. Fıkrası gereği hafta içi ve mesai saatleri içerisinde hükümlünün avukatlarıyla görüştürülebileceğine ilişkin açık düzenleme mevcuttur.

Açıkça görülmektedir ki kanun bu noktada idareye hiçbir takdir hakkı tanımamasına rağmen İmralı Cezaevi’nde aile ve avukat görüşü çok uzun bir süreden beri yaptırılmamaktadır. Bu durum 5275 sayılı Kanunu’na ve uluslararası sözleşmelere açıkça aykırıdır.

Hak ihallerinin sonlandırılması için süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başlayan mahpusların eyleminin uzaması ile birlikte eylemcilerde ciddi kilo kaybı, bitkinlik, yürümekte güçlük, görme bozuklukları, tansiyon düşüklüğü, baş, eklem ve kas ağrıları, bulantı-kusma, uykusuzluk, ses ve gürültüye karşı aşırı hassasiyet oluşmuştur. Sürecin uzaması ile birlikte eylemcilerin sağlık sorunları daha da ciddi bir noktaya ulaşacak olup sıvı alamamaya bağlı olarak  bağışıklık sistemlerinin zayıflayacağı, enfeksiyonlara yatkın hale gelebilecekleri, çoklu organ yetmezliği geliştikten sonra ölümlerin yaşanabileceği geçmiş dönemlerde yaşanan acı deneyimlerle sabittir.

Tüm açlık grevi eylemcilerine yaşamlarının devam etmesi için en az alınması gereken 5 büyük su bardağı su/sıvı, 2 çay kaşığı (2 gr) tuz, 5 yemek kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı karbonat ile 500 mg B1 vitamini içeren kompleks B vitamini preparatları sağlanmalıdır. En az alınması gereken bu maddelerin kısıtlanması durumunda geçmiş yıllardaki açlık grevlerinde yaşandığı gibi kalıcı bir takım hasarların oluşmasına ya da ölümle sonuçlanabilecek ağır sonuçların yaşanmasına neden olacaktır. Ayrıca Açlık grevlerinde “sıvı, B grubu vitamin, tuz, şeker ve karbonat” alımı yaşamsal olduğu kadar, eylem sonlandıktan sonra kalıcı beyin hasarlarının önlenmesi açısından da kritik önemdedir. Bu anlamda eylemcilerin yaşam hakkı ve sağlık hakları tamamen devletin sorumluluğunda olduğundan Cezaevi idaresinin açlık grevi eylemcilerine hayati önem arz eden şeker, tuz ve vitaminlerin alınmasını engellemesi, işkence ve kötü muamele olarak değerlendirilebilecek bir davranıştır.Kamuoyuna da yansıyan bazı cezaevlerinde açlık grevi eylemcileri için hayati önemde olan Tiamin (B1-vitamini), tuz ve şekerli suyun cezaevi idarelerince engellenmesinden vazgeçilmeli, yine eylemcilere uygulanan baskı, tehdit, zorlama, hücrede izolasyon gibi insan onuru ile bağdaşmayan idari uygulamalara derhal son verilmelidir

Siyasal iktidardan ve demokratik bir hukuk devletinden beklenen de çözüme katkı sunmak adına diyalog geliştirmeye çalışan tüm birey ve kurumlara katkı sunacakları ortamın yaratılması, bağımsız gözlemci heyetlerin açlık grevindeki tutsaklarla görüşmelerine olanak sağlanması ve yine TTB ve tabip odaları gözetiminde ilgili uzmanlardan oluşmuş bir heyetin açlık grevi eylemcilerinin sağlık problemlerini yerinde tesbit / gözlem / izleme olanaklarının yaratılması için gerekli adımların atılmasıdır.

Siyasal iktidar ve ilgili tüm yetkili kurumlar, açlık grevcilerinin talebini süreç daha tehlikeli bir noktaya evrilmeden değerlendirmelidir.  Bu gün itibariyle Leyla GÜVEN'in başlattığı ve destek veren 321 açlık grevcisinin tek bir talebi vardır o da; uygulanan tecridinin kaldırılmasıdır. Bu talebin yerine getirilme sorumluluğu şüphesiz siyasal iktidarındır. Taleplerin karşılanmayıp hapishanelerde devam eden süresiz- dönüşümsüz açlık grevleriyle ilgili olarak, eylemci mahpusların sağlık ve yaşam hakkına yönelik ortaya çıkacak üzücü sonuçlarından da yine siyasal iktidar sorumlu olacaktır. Bu nedenle öncelikle Adalet Bakanlığının ve ilgili kurumların bir an önce harekete geçmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak;

Leyla Güven ve diğer açlık grevcilerinin talebinin, ulusal ve uluslararası mevzuat da dikkate alınarak ivedilikle değerlendirilmesi ve bu hususta net kararlar alınması için geç olmadan derhal harekete geçilmesini,

 

Soruna temel hak ve özgürlüklerin esas alınarak yaklaşılması ve taleplerin bu doğrultuda değerlendirilerek çözüme kavuşturulması için Adalet Bakanlığını, ulusal ve uluslararası hukuk ve insan hakları kurumlarını duyarlı olmaya davet ediyoruz.

VAN BAROSU

VAN HAKKARİ TABİP ODASI

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ VAN ŞUBESİ

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI VAN TEMSİLCİLİĞİ

ÖZGÜRLÜKÇÜ HUKUKÇULAR PLATFORMU

TUHAY-DER VAN ŞUBESİ


ONLINE KİŞİ : ( 0 ) --|[ Bugünki Ziyaret Tekil : 138 - Çoğul : 354 ]| - |[ Toplam Tekil Ziyaret : 198528 - Toplam Çoğul Ziyaret : 987125 ]|-