ANKARA BAROSU YALNIZ DEĞİLDİR

27 Nisan 2020

ANKARA BAROSU YALNIZ DEĞİLDİR.

 

Türkiye’nin kurucularından olduğu 47 üyeli Avrupa Konseyi temel amacını “üye ülkelerde demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü güçlendirmek” olarak tanımlamaktadır.1949 yılında kurulan Avrupa Konseyi gerek Bakanlar Komitesi tavsiyelerinde ve Parlamenterler Meclisi kararlarında, gerekse çok sayıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hükmü ile pek çok kez cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığını “ırk, din ve cinsiyet temelli ayrımcılıklar ile eşeğer” tutmuştur. Türkiye’nin de taraf olduğu "Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi" ile "cinsel yönelim ve "cinsel kimlik temelli ayrımcılığın yasaklandığı"belirtilmiş,AİHS’nin14.maddesiyle de ayrımcılık yasağı güvence altına alınmıştır. 

 

Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 9 Şubat 2012yılında "Vejdeland and Others v. Sweden" davasında oybirliğiyle alınan kararında; İsveç yasası altındaki bir grup olarak eş cinsellere yönelik saldırgan ifadeler içeren el ilanları dağıtan bireylere yönelik cezai hükmün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ihlali olmadığını ve bu tür edimlerin Sözleşme'nin 10. Madde'sinde garanti altına alınan ifade özgürlüğü ile korunmayacağını, eşcinsellere yönelik saldırgan ifadeler içeren el ilanları dağıtmayı cezai hükme bağlamanın ifade özgürlüğüne ters düşmediğini belirtmiştir. Söz konusu davaya konu bahsi geçen el ilanları; eşcinselliği "sapkın bir cinsel eğilim" olarak tanımlamakta ve "toplumun temeli için ahlaki yıkıcı etkileri olduğunu, eşcinselliğin HIV ve AIDS' in yaygınlaşmasından sorumlu olduğunu” da savunmaktadır. AİHM söz konusu kararla, el ilanlarında belirtilen söylemlerindoğrudan bir nefret suçuna çağrıda bulunmasa da ciddi ve önyargılı iddialar ortaya attığını onaylamış, Mahkeme cinsel yönelim temelli ayrımcılığın "ırk, köken ya da renk" temelli ayrımcılık kadar ciddi olduğunu vurgulamıştır. 

 

Yine Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ da 2002 yılında katılmış olduğu Abbas Güçlü ile Genç Bakış programında, eşcinsellerin kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınmasının şart olduğunu, zaman zaman bazı televizyon ekranlarında muhatap oldukları muamelelerin insani olmadığına dair kişisel düşüncesini de belirtmiştir.

 

Avukatlık Kanunu’nun ilgili maddelerinde de hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak ile bu kavramlara işlerlik kazandırmak görevi barolara yüklenmiştir. Diyanet İşleri Başkanı Ali ERBAŞ’ın Cuma hutbesinde LGBTİ+ bireylere yönelik kullandığı, yukarıda belirtmiş olduğumuz Vejdeland and Others v. Sweden davasına konu söylemlerden farkı olmayan söylemlerine karşı Ankara Barosu tarafından açıklama yapılarak Diyanet İşleri Başkanı hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Bugün ise Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ankara Barosu Yöneticileri hakkında dini değerleri aşağılama suçundan re’sen soruşturma başlatıldığını öğrenmiş bulunmaktayız.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sonrası Ankara Barosu tarafından yapılan açıklamada da belirtildiği üzere, Ankara Barosu geçmişten günümüze Anayasa ile güvence altına alınan din ve vicdan hürriyetinin savunucusu olmuş, dini değerleri hiçbir dönemde aşağılamamıştır. Ancak Ankara Barosu’nun 26.04.2020 günü yapmış olduğu açıklamasında İslam dini ve Müslümanlık hiçbir surette hedef gösterilmemişken ve bu açıklamada bu yönüyle herhangi bir açık beyan söz konusu değilken her nasılsa yapılan açıklama, temel hak ve hürriyetler söz konusu olduğunda uzun süredir suskunluğa bürünen bir takım çevrelerce provoke edilmiş, demokrasi, hukuk ve insan haklarından yana tavrını her dönemde açıkça ortaya koyan Ankara Barosu hedef gösterilmiştir.

Bilinmelidir ki Van Barosu, tüm temel hak ve hürriyetlerinin işlerlik kazanması için geçmişten günümüze mücadele yürütmüş olup Din ve Vicdan Hürriyeti’nin de korunması adına mücadelesini kararlılıkla yürütmeye devam edecek, din ve vicdan hürriyetine yönelecek her hangi bir saldırıda da faili kim olursa olsun karşısında güçlü bir şekilde duracaktır. 

 

Ancak; uzun bir süredir hukukun üstünlüğü ve insan hak ve hürriyetlerinin korunması için birlikte omuz omuza mücadele yürüttüğümüz Ankara Barosu tarafından yapılmış olanaçıklamada İslam dini ve Müslümanlıkh hiçbir surette hedef gösterilmemişolmasına rağmen yaratılan toplumsal algı sonucu Ankara Barosuna yönelen kin ve nefretin karşısında olduğumuzu, Ankara Barosu hakkında başlatılan soruşturmanın kapatılması gerektiğini, oluşturulmaya çalışılan algının giderek kötüye giden hukuk sistemini daha da otoriterleştirme eğiliminden ibaret olduğunu, yine Ankara Barosu üzerinden Baroların yapısının değiştirilmeye çalışıldığının farkında olduğumuzubelirtir, LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcı ve yaşamlarını zorlaştırıcı söylemlere karşı devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğini hatırlatır, yaşanan süreçte Ankara Barosu’nun yalnız olmadığını kamuoyuna saygıyla duyururuz.27.04.2020

 

Van Barosu 

 

 


ONLINE KİŞİ : ( 0 ) --|[ Bugünki Ziyaret Tekil : 64 - Çoğul : 327 ]| - |[ Toplam Tekil Ziyaret : 451653 - Toplam Çoğul Ziyaret : 1913115 ]|-