8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI

08 Mart 2019

BASINA VE KAMUOYUNA

         Değerli Basın Emekçileri;

          Bundan yüz atmış iki yıl önce bir 8 Mart günü, New York' ta tekstil fabrikasında çalışan kadın işçiler; eşit işe eşit ücret, günde sekiz saat çalışma, doğum izni gibi insanca yaşama ve çalışma koşulları için bir eşitlik mücadelesi başlattılar. Çoğu kadın 129 kişi, bu haklı taleplerinin bedelini, atölyelerde çıkarılan yangınlarda boğularak veya yanarak ödedi. Bundan elli üç yıl sonra, kadının insan hakları için savaş veren yine bir başka kadın, ClaraZetkin, 8 Mart' ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önererek kadınların mücadelesini tarihin sayfalarına yazdırdı. 8 Mart eşitlikten, barıştan, özgürlükten, demokrasiden yana tüm dünya kadınlarının mücadele ve dayanışma günüdür. Her yıl olduğu gibi bu yıl da tüm kadınlar için eşit, adil, insan onuruna yaraşır, barış içinde bir yaşamı savunmak için buradan haykırıyoruz.

     Ülkemizde nüfusumuzun yarısını teşkil eden kadınlar; yaşamın her alanında varken; karar alma organlarında, istihdamda, eğitimde politikada aynı oranda temsil edilememektedir. Bunun yanında kadınlara yönelik ayrıştırıcı, ötekileştirici, yok sayan ve kendinde kadını ve kadına ait tüm değerleri yok etme hakkı gören politikalar sistematik bir şekilde devam etmektedir. Bu politikalar kadınlara yönelik fiziksel, psikolojik, ekonomik, sosyal, kültürel her türlü şiddet ile somutlaşmakta, yaşamın her alanına sirayet etmekte ve gün be gün artış göstermektedir. Bu kapsamda yalnızca 2019 yılının ilk 3 ayında 86 kadın erkek egemen zihniyet tarafından katledilmiştir.

        Bizler kadınlara yönelik her türlü şiddetin artmasını, görünürlüğün ve farkındalığın artmasıyla açıklanmasını kabul etmiyoruz. Kadına yönelik şiddetin artmasında kadına yönelik politikalarda sistemli bir geriye gidişin etkisi büyüktür. Eğitim müfredatı ile toplumsal cinsiyet rollerindeki eşitsizlikler pekiştirilmekte, dini referanslar dikkate alınarak kanuni düzenlemeler yapılmakta, kesintisiz zorunlu eğitim süresi kısaltılmakta, kadına yönelik şiddet haberlerinde medyada eril dil kullanılmakta, kadının asıl görevinin annelik ve esas yerinin ev olduğu algısı yaratılarak kadının sosyal yaşamda yer alması kısıtlanmaktadır. Kamusal alanların kadınlar için güvenilir hale getirilmesi sağlanacağı yerde kamu hizmetleri toplumsal cinsiyet ayırımına yol açacak şekilde verilmekte, failin fiili tartışılacağı yerde kadının şiddete uğramasına bulunduğu yer, zaman ve giyiniş biçimleri mazeret olarak kullanılmaktadır.

       Kadına yönelik şiddetin önlenmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliği problemi; ekonomik ve toplumsal hayatın eşitlik ilkesi kapsamında düzenlenmesiyle mümkündür. Kadınları toplumsal hayat dışına itmeye çalışan, cinsiyetçi ve ayrımcı politikalardan ve uygulamalardan vazgeçilmelidir.   Her türlü toplumsal cinsiyet eşitsizliğin kaldırılması için eğitim sisteminin top yekün değiştirilmesi bir zorunluluktur. Politik dil kullanımının gericilik ve muhafazakarlıktan arındırılmış, kadına yönelik şiddeti teşvik edici olmaktan uzak olması zorunludur. Özellikle Diyanet İşleri Başkanlığınca yapılmakta olan sakıncalı ve sağlıksız  kadına yönelik cinsel tanımlamalara son verilmelidir.  Aile kavramı kullanılarak; kadına yönelik şiddette ve aile mahkemesinin görevli olduğu alanlarda ve davalarda arabuluculuk ve uzlaştırma yöntemleri kabul edilmemelidir. Kadına sadece ailenin bir parçası gören politik, kültürel anlayış değiştirilerek, kadının eşit ve özgür birey olduğu kabul edilmelidir.      

Hukuk sistemi açısından ise öncelikle iç hukukta 6284 sayılı yasa başta olmak üzere özgün şiddet yasalarındaki hükümlerin, Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmelerin uygulanması ve yorumlanarak yargı kararlarına gerekçe yapılması , Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarının iç hukukta göz önüne alınması gerekmektedir. Türk Ceza kanununda yapılacak tadille ayrımcılık suçunun kapsamının tekrar değerlendirilmesi ile cezaların artırılması, yine kadına yönelik şiddetin cezalandırılmasında  etkili bir suç sistematiğinin oluşturulması gerekmektedir.

      Kadınların ekonomik özgürlüğü için çalışmasının önündeki engellerin kaldırılmasını, sosyal güvenlik, parasız eğitim ve parasız sağlık haklarından yararlanılması sağlanmalıdır. Bu hususlarla beraber;

-Medyada, kadınlara yönelik şiddeti teşvik edici yayınlar üzerinde kendi oto-denetim mekanizmasını kurarak kadına yönelik şiddeti bir malzeme olarak kullanılmasından vazgeçilmelidir.

-Şiddete uğrayan kadınlar için başvuru ve sığınma evlerinin sayısının artırılmalı, ücretsiz danışmanlık, psikolojik,hukuki ve tıbbi destek sağlanmalıdır.

-Evde, sokakta, işyerinde, gözaltında, cezaevinde yaşanan kadına yönelik şiddetin sorumlularının cezasız bırakılmadan yargılanması yapılmalı ve caydırıcı yasal tedbirler alınmalıdır.

-Yine Eğitim, istihdam, sağlık, siyaset, hukuk ve benzeri alanlarda fırsat ve olanaklardan eşit düzeyde faydalanması, kadın ve erkeğe verilen hakların, yüklenen sorumlulukların adil bir biçimde dağıtılması son derece önemlidir.

      Kısacası daha insan hakları merkezli, yaşanabilir bir dünya için kadının etkinlik alanlarının güçlendirilmesi kadının renginden yoksun inşa edilmiş bu sistemde, demokratik ekolojik bir toplumsal dönüşüm esastır.

      Bizler Van Barosu kadın hakları komisyonu olarak toplumsal cinsiyet eşitliğini tesis etmede gerekli çerçevenin oluşturulması; sosyal, politik ve hukuksal düzenlemelerin geliştirilmesi ve zihniyet değişiminin gerçekleştirilmesi için her türlü çabayı göstermeye devam edeceğimizi kamuoyu ile tekrar paylaşıyor, bütün kadınların 8 mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü dayanışma ile kutluyor, şiddetin, ayrımcılığın, eşitsizliğin, sömürünün son bulduğu özgür bir yaşam diliyoruz.

 

                                                                     VAN BAROSU KADIN HAKLARI KOMİSYONU

 

 

 

 


ONLINE KİŞİ : ( 0 ) --|[ Bugünki Ziyaret Tekil : 181 - Çoğul : 536 ]| - |[ Toplam Tekil Ziyaret : 271732 - Toplam Çoğul Ziyaret : 1260516 ]|-