10 ARALIK İNSAN HAKLARI GÜNÜ MÜNASEBETİYLE BAROMUZ İNSAN...

10 Aralık 2018

10 ARALIK İNSAN HAKLARI GÜNÜ MÜNASEBETİYLE BAROMUZ İNSAN HAKLARI KOMİSYONUNDAN BASIN AÇIKLAMASI

BASINA VE KAMUOYUNA

Üç yıl önce hunharca bir cinayet sonucu katledilen değerli hukuk ve insan hakları savunucusu kıymetli yoldaşımız Tahir Elçi’yi anarak açıklamamıza başlarken, aradan üç yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen faillerin ortaya çıkarılamadığını üzüntüyle ifade etmek istiyoruz. Üç yıldır yürütülen soruşturmada hiçbir ilerleme kaydedilememesi, cezasızlığın bir başka örneğiyle bizi karşı karşıya bırakmaktadır.

 

Değerli Basın Emekçileri

 

Bugün BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 70. yıl dönümündeyiz. Uluslararası bildirgenin, insanın doğuştan kazandığı hakların dokunulmazlığını ve kutsallığını koruma altına aldığını bu vesileyle yeniden hatırlatma ihtiyacı hissederken, başta Türkiye olmak üzere taraf devletleri, öncelikle yaşam hakkı ve işkence yasağı olmak üzere insan hakları ihlallerine karşı önleyici bir duyarlılığa sahip olmaya ve sözleşmenin yükümlülüklerini hiçbir istisnai duruma mahal vermeden yerine getirmeye davet ediyoruz.

 

İnsan hakları karnesi yeterince kötü olan Türkiye’nin son üç yılda yaşam hakkına, işkence ve kötü muamele, toplanma ve gösteri hakkına yönelik müdahaleler, haksız gözaltı ve tutuklamalar, kolluk güçleri tarafından icra edilen operasyonlar nedeniyle meydana gelen ihlaller, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, konut dokunulmazlığı, kadına ve çocuklara yönelik şiddet, ekonomik ve sosyal haklardaki kayıplar gibi pek çok değişik ve kategorik konularda ihlaller büyük oranda artış göstermiştir.

 

Bölgemizde, 2015’in Temmuz ayında yeniden başlayan çatışma ortamında ve askeri darbe girişiminin bastırılma gerekçesiyle OHAL sürecinde resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında belirgin bir artış görülmüştür. Aynı artış cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülere yönelik işkence ve diğer kötü muamele iddialarında da görülmektedir. Diğer yandan toplumsal gösteriler sırasında,  gösteri ve yürüyüş hakkını kullanan kişilere güvenlik görevlileri tarafından uygulanan şiddet yöntemleri işkence ve diğer kötü muamele boyutlarına varmaktadır.

İşkencenin önlenmesinde önemli rolü olan ancak yıllardır uygulamada büyük ölçüde ihmal edilen usul güvenceleri, OHAL sürecinde KHK’lar ile yapılan yasal düzenlemeler sonucu önemli ölçüde tahrip olmuştur. Bu yasal düzenlemelere de dayalı olarak, kişiye gözaltı hakkında bilgilendirme, üçüncü taraflara bilgilendirme, avukata erişim, hekime erişim, uygun ortamlarda uygun muayenelerinin gerçekleştirilmesi ve usulüne uygun raporların düzenlenmesi, hukukilik denetimi için süratle yargısal makama başvurulabilme, gözaltı kayıtlarının düzgün tutulması, bağımsız izlemelerin mümkün olması başlıklarında toplanabilecek usuli güvencelerin son dönemde büyük ölçüde ortadan kaldırıldığını ve bu konuda bütünüyle keyfi bir ortam yaratıldığını ifade etmek mümkündür.

Cezasızlık hala işkence ile mücadelede en önemli engeldir. Faillere hiç soruşturma açılmaması, açılan soruşturmaların kovuşturmaya dönüşmemesi, dava açılan vakalarda işkence yerine daha az cezayı gerektiren suçlardan iddianame düzenlenmesi, sanıklara hiç ceza verilmemesi ya da işkence suçu dışında başkasuçlardan cezalar verilmesi ve cezaların ertelenmesi gibi nedenlerle cezasızlık olgusu işkence yapılmasını mümkün kılan en temel unsurlardan birisi olarak hala karşımızda durmaktadır.

OHAL süresince Anayasaya açıkça aykırı olan ve maalesef Anayasa Mahkemesi’nin ve yargı kuruluşlarının tamamen devre dışı bırakıldığı bir ortamda çıkarılan KHK’larla yüz binlerce kamu görevlisi ve emekçisi kamu görevinden çıkarılmış ve bu görevinden alınan insanların tamamına yakını hakkında adli soruşturma başlatılmıştır. Bu ihraçlar ve adli soruşturmalar ile birlikte insanlar evrensel hukuk kurallarına açıkça aykırı bir şekilde suçlu ilan edilmiş, bu insanların başka bir işte çalışamaması için anayasaya açıkça aykırı düzenlemeler getirilmiştir.

Yine aynı süreçte yüzlerce eğitim kurumu, sağlık kuruluşu, sendika ve dernek, şirket ile basın kuruluşu hukuka aykırı bir şekilde kapatılmıştır.

OHAL koşullarında ifade özgürlüğü ihlalleri tavan yapmıştır. İnsanlar hiçbir mecrada düşüncelerini ifade edemez duruma gelmişlerdir. Öyle ki en doğal hak arama ve protesto hakkı orantısız güç kullanılarak bastırılmaya çalışılmaktadır. Adalet Bakanlığı resmi istatistiklerine göre Cumhurbaşkanına hakaret, Türklüğe hakaret, örgüt propagandası yapmak gibisuçlardan dolayı on binlerce kişiye dava açılmış ve açılmaktadır. OHAL sonrası kalıcı hale gelen bu durum insan hakları bağlamında büyük vahamet arz etmektedir.

 

 

 

Sizlerle paylaşacağımız ve açıklamaya çalışacağımız hak ihlalleri basın açıklamasına sığdırılamayacak kadar geniş bir yelpazede cereyan etmekte ve son derece ciddi ihlallere vücut vermektedir. Çünkü içinde bulunduğumuz süreçte hak ihlalleri yaygın ve sistematik bir hâl almış durumdadır ve önlemeye yönelik siyasi bir irade görülmemektedir.

 

Güncel ve insan hakları kuruluşlarına yansımış hak ihlallerinden birkaçına değinecek olursak;

---Yakın tarihte Van’ın Erciş ilçesine bağlı Çobandüzü köyünde ikamet eden Polat ailesinin evine güvenlik güçlerince yapılan operasyonda kullanılan madde nedeniyle ailenin barındığı ev yanarak kullanılamaz hale gelmiştir. Bu olayda Polat ailesi mensuplarının konut dokunulmazlığı hakkı, mülkiyet hakkı, vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı hakkı gibi anayasal hakları açıkça ihlal edilmiştir.

---Aynı şekilde Van’ın İpekyolu ilçesinde Şahin ailesinin ikamet ettiği eve güvenlik güçlerince operasyon yapılmış olup operasyon esnasında ev halkı işkence, kötü muamale ve insan onuruyla bağdaşmayacak tutum ve davranışlara maruz bırakılmışlardır.

Evrensel bir hukuk kuralı olan işkence yasağı günümüzde ciddi şekilde ihlal edilerek her durumda başvurulan bir durum haline gelmiştir. Türkiye gerek taraf olduğu uluslararası sözleşmeler gerekse de ulusal mevzuat gereğince işkence ve kötü muamelenin önlenmesine yönelik tedbirler alma yükümlülüğü altındadır. Kişi hak ve hürriyetleri bakımından devlet, pozitif ve negatif yükümlülük altındadır. Devlet vatandaşının maruz kalacağı saldırının önüne geçme yükümlülüğü olduğu gibi vatandaşının vücut bütünlüğüne saldırmamak yükümlülüğü de vardır. Kamu gücü, kanunun emrini ifa vb. düzenlemeler işkenceye araç olarak kullanılmamalı ve cezasızlıkla sonuçlanmamalıdır.

         --- Van F Tipi cezaevinde 80 günü aşkın süredir açlık grevinde bulunan hükümlüler bulunmaktadır. Talepleri ise gökyüzüne çekilen! tellerin kaldırılmasıdır. Havalandırma olarak kullanılan avlunun üstü tellerle kapatılmıştır. Dolayısıyla avluya hava almak için çıkan tutuklu/hükümlüler gökyüzüne bakarken telleri görmektedir. İşlemiş oldukları suçlar ne olursa olsun insan olmaları hasebiyle tutuklu/hükümlülerin hakları mevcuttur.Kişinin tutuklu/hükümlü olması insan onuruyla bağdaşmayacak muameleye maruz bırakılmasına gerekçe oluşturmamaktadır. Tutuklu/hükümlülerin hava almak için kullandıkları havalandırma avlusuna kafes görünümü veren bu tellerin, insan onuruna aykırıve sistematik olması dolayısıyla cezaevi idaresinin bu eyleminin işkence suçuna vücut verdiğini önemle belirtmek isteriz.Van Barosu İnsan Hakları Komisyonu olarak bu tellerin ivedilikle kaldırılmasıgerektiğini ifade ederek bunun takipçisi olacağımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.

Erkek egemen politikaların hayatın her alanında devam etmesi ve yargı ile idari pratiklerin de kadına yönelik şiddeti beslediği bir yıl daha geçirdik. Kadınların eril şiddete karşı korunmasını güvence altına alan yasal boşlukların varlığı ile yapıcı politikaların yoksunluğu, var olan yasaların da idari uygulamada işlerlik kazanamaması nedeniyle kadınlarhemen her gün psikolojik ve fiziki şiddete maruz kalıyor veya öldürülüyor. Siyasal iktidarın ve medyanın cinsiyetçi dili kadına yönelik ayrımcılığı beslemekte ve şiddeti adeta normalleştirmektedir. Kadın cinayetleri ve tecavüz dosyalarında, “iyi hal”, “haksız tahrik” indirimleri uygulanmakta, erkek failler yargı eliyle ya cezasız kalmakta ya da olması gerekenden daha az cezaya çarptırılmaktadır. Biz insan hakları savunucuları “Kadın cinayetleri politiktir” diyoruz ve kadına yönelik şiddeti durdurmak istemeyen zihniyetle her platformda mücadele edeceğimizi ifade ediyoruz.

Çocuklara yönelik her türlü istismar ile mücadele edilmesi gerektiğini vebir an önce caydırıcı, kalıcı ve cezasızlık kültüründen uzak düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini önemle vurguluyoruz. Van Barosu İnsan Hakları Komisyonuolarak diğer komisyonlarımızla birlikte çocuklara yönelik istismar suç ve faillerinin ortaya çıkarılarak en ağır şekilde cezalandırılmaları için bu olayların yasal takipçisi olacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz. Çocukların yaşam alanlarının özgürleşmesini ve haklarının etkin ve belirgin düzenlemelerle güvence altına alınması talebinde bulunduğumuzu ifade etmek isteriz.

 

Biz insan hakları savunucuları; BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 70. yıl dönümü olan bu günde taraf bir devlet olan Türkiye’yi, başta yaşam hakkı ve işkence yasağı olmak üzere insan hakları ihlallerine karşı sözleşmenin yükümlülüklerini yerine getirmeye davet ediyoruz.

 

VAN Barosu İnsan Hakları Komisyonu olarak şehrimizde ve bölgemizde yaşanan hak ihlallerinin önüne geçmek için tüm yasal yolları sonuna kadarkullanarak amansızca, korkmadan ve yılmadan bu hak ihlallerinin takipçisi olacağımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.  10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü vesilesiyle hak ihlallerinin yaşanmadığı, insan ve insan onuruna saygının egemen olduğu bir ülke ve dünya dileğiyle Saygılarımızla.

 

                                  VAN BAROSU İNSAN HAKLARI KOMİSYONU


ONLINE KİŞİ : ( 0 ) --|[ Bugünki Ziyaret Tekil : 61 - Çoğul : 139 ]| - |[ Toplam Tekil Ziyaret : 238936 - Toplam Çoğul Ziyaret : 1137688 ]|-